22 Haziran 2014 Pazar

Mutsuz Kara Parçası

*Bilmeni isterim ki; yalnızlık filmlerdeki gibi afili değil. Eğer öyle olsaydı, inan ki senden önce ben aşık olur, geceleri öper de uyurdum.
     
                                                           ***

                                         
Gözünü kırpmadan hayatından birini çıkarabileceği bir güne uyanmıştı bu sabah.Yani kendisi öyle zannediyordu.Yeni güne başladığı ilk dakikalarda,uzun zamandır topladığı tüm parçalar bunu yapması gerektiğini gösteriyor, olaya nereden bakarsa baksın başka çıkış yolu bulamıyordu. Çok fazla uyumanın getirdiği hantallıkla birlikte kalktı yatağından.Hayır, aslında çok fazla uyumamıştı.Aksine sabahın köründe açılmıştı yeşile çalan ela gözleri.Aynada kendini görmek istemediği için yüzünü yıkamaktan vazgeçip duşa doğru yöneldi.Aynanın buhardan dolayı görünmemesi ilk kez işine yarayacaktı.

Bitti...En azından o öyle sandı.Sadece saçları kuruyana kadardı bu düşüncesi.Oysa ki hiçbir şey bitmemişti, akıp gitmemişti soğuk suyla birlikte.Midesine giren kramplar açlıktan olsa da o öyle düşünmüyordu.Mutlaka yalnızlıktandı ona göre, gereksiz ve olmaması gereken yalnızlıktan. Sahi, ne zamandır yalnızdı? Üç ay olabilir  miydi? Ya da üç yıl? En kestirme yol, ana rahmine düştüğü günü söylemekti. Ne de olsa kendini suçlayamayacağı tek cevap buydu. Kendi sorusuna bulduğu geçiştirmelik cevaptan hoşnutsuz olarak kalktı yerinden. ' Bir adam lazım böyle anlarda' diye düşündü. Söylenmesi gereken gerçek cevabı veren, insanı kendisiyle tanıştıran ve tüm suçlarıyla yüzleştiren bir adam. Kısacası seven bir adam lazımdı işte. Aklı kilometrelerce uzağa kaydı ve derin bir ah çekti.

Yaşanması gereken en güzel anları -küçük ayrıntıları bile- onunla yaşamak istediği için uzun zamandır güzel bir kahvaltı yapmamıştı. Gerçekleşme ihtimali git gide düşen bu gelecek hayallerine ihanet etmek gelmedi içinden., bir sigara yaktı. ' Aç karna sigara içtiğimi duysa kesin kızardı' dedi hafifçe gülümseyerek.Hüzünle sevişen bir gülümsemeydi bu.Çünkü hiçbir zaman o kadar ayrıntıya giremeyecekti konuşsalar da,biliyordu. Hiçbir zaman açken sigara içtiğini öğrenemeyecekti.

Boğazda düğümlenen, kimsenin tam olarak tarif edemediği o hisle baş başa kaldı yine. Koca bir gün vardı önünde ama bir türlü aklını toparlayıp ne yapması gerektiğine karar veremiyordu.Umutsuzca telefonunu ve e-posta adresini kontrol etti. Sonucunu bildiği şeylere zaman harcaması aptallıktan başka bir şey değildi ama kendisi ona umut diyordu.Aptal bir umut. Bu gereksiz kontrolle ağzının payını aldıktan sonra gözü bir süre önce duvara asmış olduğu kağıda takıldı. Kağıdın üzerinde bir ülkeye ait fotoğrafla, o ülkeye ait bir kaç bilgi vardı. İçindeki tükenmek bilmeyen gitme isteği bir kez daha tüm şiddetiyle gün yüzüne çıktı ama bastırması kolay oldu. Yine az önceki şey olmuş ve ihanet etmek istememişti varlığından şüpheli, yokluğundan ise neredeyse emin olduğu adama.

Elle tutulur hiçbir şey yapmadan, zaman geceye teslim etmişti bile kadını. Gün... Hiç bitmeyecek gibi başlar, sen daha günaydın demekle dememek arasında gelip giderken usulca bitiverir. Henüz bir anlamı olmadığı için sevmediği gecelerden birindeydi yine. Sabah uyandığında yeni güne bahşettiği anlam üzerine düşündü. Tüm gün hissettikleriyle o kadar çelişiyordu ki bu, sabah ne kadar saçmaladığının farkına varması bir gün bile sürmemişti işte. Gözünü kırpmadan hayatından birini çıkarabileceğini düşündüğü anlarda, aslında çoktan gözünü kırpmadan hayatını adadığı -koşulsuz- biri olduğunu es geçmişti belli ki. Varlığından şüpheli, yokluğundan ise neredeyse emin olduğu adamdan, onun hiçbir zaman öğrenemeyeceği özrü diledi bu bir anlık saçmalık için. Bir kez daha tüm gücünü toplayıp bilgisayarın başına oturdu ve yazmaya başladı:

''Evet...Neler döküleceğini bilmeden başlıyorum yazmaya...''


3 Ocak 2014 Cuma

Okyanus Kadın

Her damlası aşktan oluşan bir okyanus taşıyordu içinde. Tek bir damlasını bile paylaşamadığı koca bir okyanus. Ah! Ne acı ama... Ölüyordu balıklar bir bir. Avlıyordu umursamaz adam.